3 Nisan 2014 Perşembe

Şımarmadan devam Etmek gerek...


Bursa Devlet Tiyatrosu Ahmed Vefik Paşa Sahnesi’nde 1975 yılında tiyatro dünyasına adım atan Erkan CAN 1985 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro Bölümü'ne girdi. 1990’da bu okuldan mezun olan Can, mezun olmadan sinema dünyasına usta oyuncu Kemal Sunal’ın Davacı filmiyle adım atar. 2006 – 2007 yılında sanatının zirvesine ulaşan Can, ‘Takva’ filmiyle altı en iyi erkek oyuncu ödülü alır.

Tiyatroyu sinemadan daha çok seven, bazen gençleri kırmamak için para bile almadan çektikleri filmlerde oynayan Erkan CAN Televizyon dünyasına 1992 yılında sevilen dizi Mahallenin Muhtarlarında Temel Adlı Karadenizli karakterle girdi. Bursalı olmasına rağmen insanların hafızasına kazınan temel karakteri nedeniyle herkes onu Karadenizli zannediyor. Bursa Devlet Tiyatrosu Ahmed Vefik Paşa Sahnesi’nde 1975 yılında tiyatro dünyasına adım atan Erkan CAN 1985 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro Bölümü'ne girdi. 1990’da bu okuldan mezun olan Can, mezun olmadan sinema dünyasına usta oyuncu Kemal Sunal’ın Davacı filmiyle adım atar. Bugüne kadar 9 kez en iyi erkek oyuncu ödülü alan usta oyuncu şu sıralar İstanbul Halk Tiyatrosu'nda Fransız oyun yazarı Moliére’in ölümsüz eseri Tartuffe’nin uyarlaması olan bezirgânda rol alıyor.

-Hayaliniz tiyatrocu olmak mıydı?


Futbol benim için bir tutku. Koyu bir Beşiktaş taraftarıyım. 1970’lerin ortasında başlamıştı içimdeki futbolcu olma isteği ama hayatta insan her istediğini gerçekleştiremiyor hayatın bizi nereye götüreceğini bilmeyiz hayat beni tiyatro ve sinema dünyasına sürükledi

-Televizyon dünyasına daha öğrenciyken adım attınız nasıl oldu anlatır mısınız?


İlk rolüm Davacı Filminde ufak bir roldü. O film çekildiği sıralar ben daha öğrenciydim Demet Akbağ okula geldi ve birkaç kişiyle birlikte beni de seçti. ‘Davacıda’ seyyar satıcı rolünde oynadım. Daha sonra ‘Gençler’ adlı filmde rol aldım. Mezun olduktan sonra iki yıl Bakırköy Devlet Tiyatrosunda çalıştım. Sonrası çok çalışmak kendini geliştirmekle geldi. İlk düzenli rolüm 1992 yılında çekilmeye başlayan ‘Mahallenin Muhtarları’ adlı dizide temel karakteri ile geldi.

-Takva filmi dini tartışmaların zirvede olduğu bir dönemde çekildi, bu rolü kabul etmek zor olmadı mı?


Hayır, asla olmadı dini tartışmalar günümüzde de devam ediyor. Şimdi de bu konulara değindiğimiz tiyatro oyunlarında sahnedeyim. Filmlerimiz ve oyunlarımızla insanlara farkı yerlerden de bakabilmeyi göstermeye çalıştık. Tabuları yıkmak gerekiyordu, bunu başardık.

-Tiyatroda İstanbul Halk Tiyatrosu’nda Alevli Günleri ve Bezirgânı oynuyorsunuz… Halk Tiyatrosundan ve oyunlarınızdan biraz bahseder misiniz?


2006 yılı Aralık ayında İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçılarından Bahtiyar Engin, Yıldıray Şahinler, Levent Üzümcü, Kemal Kocatürk ve Dolunay Soysert tarafından kuruldu. Benimle birlikte, Yıldıray Şahinler, Bahtiyar Engin ve Cem Davran ile hem oyun oynuyoruz hem de tiyatro okulumuzda oyuncu yetiştiriyoruz. Hala devam etmekte olan iki oyunumuz var. Alevli Günler ve Bezirgân iki oyununda kesiştiği nokta; insanların dini duygularının sömürülmesi, dinin kötüye kullanılması ve insanları uyutmak için bir araç olarak görülmesi.



-Oyunlarınızı Türkiye’nin farklı bölgelerinde oynuyorsunuz… Tepkiler nasıl oluyor?


Oyunlarımızı Türkiye’nin dört bir yanında oynuyoruz ve her yerden olumlu tepkiler alıyoruz. İnsanlar oyunlarımızı beğeniyor ‘Alevli Günler’ sahneye konduğu günden bu yana kapalı gişe oynuyor. ‘Bezirgân’ yeni bir oyun olmasına karşın çok beğeniliyor ve turne teklifleri alıyoruz.

-Bezirgândan oyunundan biraz bahseder misiniz?


Oyunumuzun yönetmeni Yıldıray Şahinler. Oyun Fransız Oyun Yazarı Moliére’in ölümsüz eseri ‘Tartuffe’nin uyarlaması. Uyarlamamızın adıysa Bezirgan 2 Eylül’de başlayan provalarımızda doğaçlamalarla şekillendi. Her zamanki gibi macera dolu sulara şevkle attık kendimizi. Uyarlama metnimiz oyuncuların ve reji ekibinin ortak çalışmasıyla ortaya çıktı. Yani tam bir ekip üretimi oldu. Oyunumuzda İstanbul Halk Tiyatrosu, her zamanki gibi sözünü sakınmıyor. Oyun manevi duyguların, sömürülmeye nasıl sebep olduğunu? Körü körüne bağlı kalmanın kişinin kendisiyle birlikte çevresini de nasıl felakete sürüklediğini komik bir dille anlatmaya çalıştık. Ama her zaman dediğimiz gibi, “kırıp dökmeden” ve Brecht’in dediği gibi çok eğlendirerek yapıyoruz.



-Türk Sinemasının son dönemi için ne düşünüyorsunuz?

Güzel şeyler oluyor, olmaya devam etmeli bu gelişmeler desteklenmeli. Özellikle gençlerin elinden tutmak gerekiyor. Sinema, memleket meselelerine eğilmelidir. Yılmaz Güney’in dediği gibi, Bir sanatçı eğer ülkesinin ve dünyasının meselelerine bakmıyorsa, bunları yansıtmıyorsa, o sanatçının sanatçı kimliği elinden alınmış demektir. Bunu sinema filmleriyle yapabiliriz ama dizilerle bu yapılamaz. Üstelik Kültür ve Turizm Bakanlığı, politik içerikli filmlere destek vermekte de zorlanıyor keşke bu kadar zorlanmasalar…

-Türkiye’de birçok insan dizi oyuncularını rol model olarak alıyor. Siz, tiyatro açısından dizilerin dezavantajının olduğunu düşünüyor musunuz?


Dezavantajı olduğunu hiç düşünmedim. Avantajı ise dizilerin bizim antrenman sahamız olmasıdır. Eskiden sinema için yönetmenler tiyatroya gider ve oradan oyuncu seçerlerdi. Şimdi ise sinema yönetmenlerinin önünde çok güzel bir durum var, diziler... Yönetmenler dizilere bakıyorlar ve oradan oyuncularını seçebiliyorlar. Diziler de aslında birer sinemadır. Dizi için her hafta 90 dakikalık film çekiyoruz. İşleyişi, çalışma şekli sinema filmleriyle aynı. Diziler, oyuncuların antrenman sahası ve biraz vahşi ama tam bir arena.

-‘Şımarırsam beni iki saniyede mat ederler’ demişsiniz neden?


İnsan asla şımarmamalı, geldiği yeri unutmamalı, halktan kopup onlara yukardan bakmamalı. Oscar alsam bile değişmem, beni hiç bir şey değiştiremez. Ben yolumda yürüyorum. Zaten şımarırsam mahalleme giremem. Beni iki saniyede şah-mat ederler

-Sizi hiç magazin programlarında görmüyoruz neden?


Göremezsiniz çünkü göstermem! Gece dışarı çıkmam. Eşim de ben de içki içmeyiz. İş için çıktığım zaman, gittiğim yerde 15 dakika kalırım. Çok gürültü sıkıyor beni. İşim bitince hemen Anadolu’ya evime dönerim. Benim esas yerim; Kalamış, Fenerbahçe bir de Yıldız Bakkal ve Haydar Amca’nın kahvesi…

-Son olarak gençlere önerirliniz olacak mı? Neler söylemek istersiniz?


Genç gazeteci adayları Uğur Mumcu gibi olmalısınız… Dosdoğru olun, asla paraya tamah edip satılmayın. Mutlaka okuyun, çok okuyun, çok araştırın. Genç oyuncu adayları bu işi şöhret için para için yapmasınlar, öyle olursa bir şey kazanamazlar. Yolun yarısında kalırlar. Oyunculuğu iş olarak görmesinler, oyunculuk bir aşktır, tutkudur. Siz gençler karanlıkta yanan mumlar gibi olmalısınız… İnsanları aydınlatmalısınız bu ülkenin geleceği sizlersiniz.




Emre Dikenova

Hiç yorum yok: