Daha 16 yaşında sanat dünyasına adım atan, Ruhsar adlı
dizideki Mahzar karakteriyle hafızalara yer edinen insanları hep güldüren
birisi oldu Cem Davran. Uzun süredir Alevli Günler adlı tiyatro oyununda
Türkolog Şaman Prof. Tarık Öztürk’ü canlandıran Davran, Bezirgân’da ise
Bezirgan ve Zikret karakterleriyle tiyatroseverlerin karşısında.
Rahmetli babasından gelen bir hevesle çıktığı bu yolda daha 16 yaşında özel yetenek sınavı ve sanatsal kurul kararıyla devlet sanatçısı olan Cem Davran, yeni oyunu Bezirgân’ın provasında Gazete Gazi’nin sorularını yanıtladı.
Oyunculuk merakınız nereden geldi, tiyatroya nasıl başladınız?
Ailemde oyuncu yok ama tiyatroya olan ilgim rahmetli babamdan gelme diyebiliriz. Babam tiyatroda ve sinemada çalışıyordu. Sektörün içinde olmasının elbette katkısı oldu. Teknik eleman olmasına rağmen onun sayesinde daha çok tiyatroyla ilgilenme fırsatı buluyordum. Ailemin destek olmak ya da engel olmak gibi bir durumları olmadı. Ancak “oyuncu ol ama bir de mesleğin olsun ” gibi üstü kapalı korumalarda bulundular. Sonuç olarak oyunculuk aşkımın tükenmeyeceğini anlayınca olan biteni anlayışla karşıladılar.
Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunusunuz neden tiyatro okumadınız?
Zaten çocuk tiyatrosundaydım o tabii ki okul değil ama okul gibi derslere giriyorsun bir takım eğitimler alıyorsun aynı konservatuvar gibi sertifika sahibi oluyorsun. 16 yaşında özel yetenek maddesiyle şehir tiyatrolarında kadroya alındım.
Şehir tiyatrolarının tüzüğüne aykırı olmasına rağmen yapılan sınavla 16 yaşında şehir tiyatrolarına girdiniz bu o zamanlar size neler hissettirdi?
Çok özel ve gurur verici bir duygu insanı motive ediyor daha azimli olmasını sağlıyor böyle olaylar. O yaşta şehir tiyatrolarında kadroya girip devlet memuru olmak neredeyse imkânsızdı. Kadroya girmek için sanatsal kurul kararı ve özel yetenek sınavı gerekiyordu.
Son dönemlerde sinema dünyasının uzağında kaldınız tekrardan sizi sinema dünyasında görebilecek miyiz?
Evet, birkaç senedir uzak kaldım sinema dünyasından çünkü bu dönemde “Alevli Günler’e ” yani tiyatroya ağırlık verdim. Yeni projeler mutlaka olacak şu anda Yıldıray Şahinler’in uyarlamasının ve rejisörlüğünü üstlendiği Fransız edebiyatçı Moliere’nin Le Tartuffe isimli oyununun uyarlaması olan Bezirgân’ı sahneliyoruz. Bir de dizi var biliyorsunuz. Böyle olunca sinemadan uzak kaldım ama Allah izin verirse seneye bir sinema filmi projesi var.
İki oyundan birinin son bulması ihtimali var mı?
Asla olmaz öyle bir şey Alevli Günler benim sanat hayatımın en güzel köşelerinden biri ve oynamayı en sevdiğim oyunlar arasında. Alevli Günler enerjim olduğu sürece sahnelenmeye devam edecek. Aslında birçok mesajı olan ancak ana mesajı, inanmak olan trajikomik bir oyun. Farklı şeylere inanıp kardeşçe yaşayabilmeyi, hiç inanmadığın bir inanca saygı duyup onun için mücadele edebilmeyi anlattığımız oyun için en güzel cümle “Farklı şeylere inana biliriz ama birlikte kardeşçe yaşayabiliriz” diyebiliriz. Oyunu her kesimde sergiledik hep olumlu tepkiler aldık. İnsanlara bir şeyler anlatırken nasıl anlattığınız çok önemli biz bunu insanları kırmadan aşağılamadan yapıyoruz.
Rahmetli babasından gelen bir hevesle çıktığı bu yolda daha 16 yaşında özel yetenek sınavı ve sanatsal kurul kararıyla devlet sanatçısı olan Cem Davran, yeni oyunu Bezirgân’ın provasında Gazete Gazi’nin sorularını yanıtladı.
Oyunculuk merakınız nereden geldi, tiyatroya nasıl başladınız?
Ailemde oyuncu yok ama tiyatroya olan ilgim rahmetli babamdan gelme diyebiliriz. Babam tiyatroda ve sinemada çalışıyordu. Sektörün içinde olmasının elbette katkısı oldu. Teknik eleman olmasına rağmen onun sayesinde daha çok tiyatroyla ilgilenme fırsatı buluyordum. Ailemin destek olmak ya da engel olmak gibi bir durumları olmadı. Ancak “oyuncu ol ama bir de mesleğin olsun ” gibi üstü kapalı korumalarda bulundular. Sonuç olarak oyunculuk aşkımın tükenmeyeceğini anlayınca olan biteni anlayışla karşıladılar.
Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunusunuz neden tiyatro okumadınız?
Zaten çocuk tiyatrosundaydım o tabii ki okul değil ama okul gibi derslere giriyorsun bir takım eğitimler alıyorsun aynı konservatuvar gibi sertifika sahibi oluyorsun. 16 yaşında özel yetenek maddesiyle şehir tiyatrolarında kadroya alındım.
Şehir tiyatrolarının tüzüğüne aykırı olmasına rağmen yapılan sınavla 16 yaşında şehir tiyatrolarına girdiniz bu o zamanlar size neler hissettirdi?
Çok özel ve gurur verici bir duygu insanı motive ediyor daha azimli olmasını sağlıyor böyle olaylar. O yaşta şehir tiyatrolarında kadroya girip devlet memuru olmak neredeyse imkânsızdı. Kadroya girmek için sanatsal kurul kararı ve özel yetenek sınavı gerekiyordu.
Son dönemlerde sinema dünyasının uzağında kaldınız tekrardan sizi sinema dünyasında görebilecek miyiz?
Evet, birkaç senedir uzak kaldım sinema dünyasından çünkü bu dönemde “Alevli Günler’e ” yani tiyatroya ağırlık verdim. Yeni projeler mutlaka olacak şu anda Yıldıray Şahinler’in uyarlamasının ve rejisörlüğünü üstlendiği Fransız edebiyatçı Moliere’nin Le Tartuffe isimli oyununun uyarlaması olan Bezirgân’ı sahneliyoruz. Bir de dizi var biliyorsunuz. Böyle olunca sinemadan uzak kaldım ama Allah izin verirse seneye bir sinema filmi projesi var.
İki oyundan birinin son bulması ihtimali var mı?
Asla olmaz öyle bir şey Alevli Günler benim sanat hayatımın en güzel köşelerinden biri ve oynamayı en sevdiğim oyunlar arasında. Alevli Günler enerjim olduğu sürece sahnelenmeye devam edecek. Aslında birçok mesajı olan ancak ana mesajı, inanmak olan trajikomik bir oyun. Farklı şeylere inanıp kardeşçe yaşayabilmeyi, hiç inanmadığın bir inanca saygı duyup onun için mücadele edebilmeyi anlattığımız oyun için en güzel cümle “Farklı şeylere inana biliriz ama birlikte kardeşçe yaşayabiliriz” diyebiliriz. Oyunu her kesimde sergiledik hep olumlu tepkiler aldık. İnsanlara bir şeyler anlatırken nasıl anlattığınız çok önemli biz bunu insanları kırmadan aşağılamadan yapıyoruz.
Yeni oyundan yani Le Tartuffe’den biraz bahsedebilir miyiz?
Tartuffe, bir tür danışmanlık ve eğitmenlik rolüyle bir burjuvanın evine kapağı atmış, dindar görünüşlü bir sahtekarın serüvenleri üzerine kuruludur. Oyunun uyarlamasındaki adı Bezirgân. Bu oyunda iki karakteri canlandırıyorum. Oyunda Bezirgân ve Zikret karakterlerini canlandırıyorum yani eserin orijinalinde Tartuffe ve Orgon’u. Yıldıray Şahinler’in kararıyla böyle bir seçim yaptık bu tiyatro tarihinde bir ilk sayılabilir çünkü aynı oyuncu iki karaktere birden hayat veriyor ve ikisi sahnede karşılıklı oynuyor. Oyunda Zikret dini inançları suistimal edilerek kandırılan bir karakter Bezirgân ise insanların dini inançlarını suistimal ederek kandıran karakter oluyor. Yani kandıranla kandırılanı oynuyorum buradan şöyle bir sonuç çıkıyor: bekli de aslında kendi kendimizi kandırmaktan başka bir iş yapmıyoruz.”
Üzerinize yapışan bir rol veya karakter oldu mu ya da insanların yapıştırdığı?
Uzun süre canlandırdığımız karakterler mutlaka hayatımıza bir şeyler katıyor gerçek hayatta da onun bazı davranışlarını sergilediğiniz oluyor. Mesela Alevli Günlerl’deki Türkoloji profesörü şaman Tarik bazen onun gibi konuştuğum oluyor. İnsanlar üzerime en çok Ruhsar dizisindeki Mazhar karakterini yapıştırıyor.
Her insanın özellikle çocukluk- gençlik dönemlerinde bir idolü vardır siz bu dünyaya ilk girdiğinizde idol edindiğiniz biri yada birileri var mıydı?
Var tabi ki hatta bir değil birden çok kişi var. Ben usta çırak ilişkisine çok önem veririm ben dolayısıyla bir sürü ustanın her birinin bir parçasıyım ben ne biriyim ne hepsiyim hepsinin ayrı yönleri var örnek aldığım.
Son zamanlarda sinem ve tiyatro alnında yeninden bir atağa kalkma var bu konuda yeni başlayan oyunculara tavsiyeleriniz neler?
Yeni başlayanların büyük bir çoğunluğunun ünlü olmak için başladığını düşünüyorum tabi gençlere haksızlık etmek istemem ama bu çağın kapitalist sistemin bir getirisi. Özellikle sanat baskı ortamlarında ya da özgürlüklerin kısıtlandığı ortamda zapt edilecek bir şey değil tam tersi topraktan fışkırırcasına filizlenir.
“Yanlışlar yanlışlıklar yapılıyor”
Son dönemde tiyatrodaki hareketlenmeler için ne düşünüyorsunuz?
Son dönemde tiyatroda çok önemli hareketlenme var. Bunun sebebi tiyatrodaki özgürlük problemi bunu tiyatrodaki özgürlüğün kısıtlanmasına bağlıyorum ilgili bir durum ama tabi bu problem tiyatronun işine yarıyor diye düşünüyorum çünkü onlar kısıtlamaya çalıştıkça tiyatrolarımızın sesi sanatçının sesi daha gür çıkmaya başlıyor.
Ne gibi yanlışlar yapılıyor sizce’
Bazı yanlışlar bilinçli yapılır. Bazı yanlışlar bilinçsiz sıradan yanlış olarak yapılır bu da çok önemlidir. Bilinçsiz yapılan yanlış bir gün bilinç yakaladığınızda düzeltilebilir. Asıl önemli olan bilerek yapılandır. Böyle olmadığını umuyorum bilmedikleri konularda hani biliyorum zannettikleri konularda hata yapıyor olabilirler ama sonuçta bir takım yanlışlarının oldukları da su götürmez bir gerçek.
Genç iletişimcilere ne söylemek istersiniz?
Özellikle siz genç kardeşlerime ve sizin gibi gazeteci adaylarına var. Okuyun araştırın öğrenin her şeyden haberiniz olsun sonra günümüzde bazı gazeteciler gibi kaleminiz satılık olmasın mumcu gibi ipekçi gibi kaleminiz namusunuz olsun asla devrin adamı olmayın hep aydın olun aydınlık olun. Siz gençler bu ülkenin geleceğisiniz bunu sakın unutmayın.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder